
BANA ŞANS DİLE
Çağan Irmak'ın 2001 yapımlı filmi
Oyuncular: Rıza Kocaoğlu (Bahadır),İsmail Hacıoğlu, Melisa Sözen, Nilgün Belgün(Bahadır'ın annesi) , Volkan Severcan (muhabir), Berke Üzrek(yakışıklı)
Konu:
Bazen merhamet etsek de; içten içe 'yapamayanların' aşağılandığı, çevremizde yapamayanlar oldukça kendimizi daha iyi hissettiğimiz yarışmacı
bir dünyada, lise öğrencisi Bahadır'ın liseli 'kazananlardan', ama aslında dünyanın bu düzeninden intikamı alışı*..
Bahadır'ın bir tezi var: Kimse kusursuz değildir. En azından böyle bir dünyada.. Nitekim silah zoruyla itirafta bulundurduğu arkadaşlarının hepsinin kendilerini utandıran bir sırrı olduğu anlaşılmıştır. Özellikle en havalı,en yakışıklı, en çalışkan sınıf arkadaşlarının..
Filmden sonra okunacaklar..
1)En büyük intikam itiraf ettirmek midir? Herkesin ,17-18 yaşındaki bir gençlerin bile itiraf edeceği günahlar,utançlar var mıdır? Bahadır herkesin itiraf edecek bir şeyleri olduğunu hesaplamıştır, kimsenin bu kadar mükemmel olamayacağını düşünerek daha önceden bazılarını takip etmiştir hatta..Ve gerçekten de haklı çıkmıştır.
Itiraf ettirilen gerçekler çoğunlukla hep ailelerinin ve ya arkadaşlarının çocuklarda bıraktığı yaralardır, ya da alkolün etkisidir ya da şöhretin olmanın yazısız kuralları.. ama sonuçta anlaşılmştır ki, kazananlar dediklerimiz kirlenmişlerdir artık ve aşağılanmışlıklarının utançlarını bastırmayı, daha doğrusu özgüvenlerini tekrar kazanmayı ancak kendilerinden bile daha aşağı gördükleri biri üzerinden, sakar beceriksiz kurallara uymayı bir türlü beceremeyen başarısız bahadırla sağlamaktadırlar. Bahadır gibi 'iyi' insanlar, bir bakıma binlerce yıllık kurban kültünü hala yaşatmaktadır. Kişiliğimize göre bazen merhamet edeceğimiz, bazen acıyacağımız, kızdık mı aşağılayacağımız, kıyasladıkça kendimizi iyi hissedeceğimiz insanlardır. Bahadır annesinin deyişiyle iyi biridir yani bize kendimizi iyi hissettirir çünkü, iyi dediğin insan mutlu edendir. Bizi kirletmişlikleri acısızca bastırmamızı ya da yeni kirlenmişliklere yelken açmamızı kolaylaştırır..
2)Filmin zayf noktalarndan biri uysal,sakin, içe kapanık 'sigara bile içmeyen' -zaten bu yüzden bu zaafları kullanılan- bahadırın, bu durumda olan birçok insandan farklı olarak bunu öfkeyle intikama dönüştürüş süreci fazla açıklanmaması...
Okul bahçesinde V FOR VANDETTAdaki gibi kollarını iki yana açıp intikam ateşini tutuşturuş sahnesi eğer denilen film 4 yl sonra çekilmeymiş hayatta dilimden kurtulamazdı. taklit denecek ölçüde aynıydı..
3)Filmde bir ilginç nokta; medyanın acımasızca kana susamışlığını gözümüze soka soka göstermesi açısındandır. Olayları çeken iki muhabir de, belki birazcık abartılı jest ve mimikleriyle olay boyunca olayın bizzat kendini hiçbir şekilde umursamadıklarını fazlasıyla belli etmişlerdir.
Muhabirlerin böyle acımasız oluşlarını filmde kendilerine bağlanıyor. ( Hocanın, muhabire 'sen küçükken de arkadaşlarını ispinyolanlamIşsındır, senin gibileri elde edemeyecekleri birşey yok' demesi)
Aslına bakılırsa bireysel vurgu filmin bütününe yansıyor.İtiraflarda ortaya çıkan deli tavırlı annenin çocuğunu dolaba kapatması, nedeni belirsiz bi şekilde takıntılı bir babanın çocuğuna baskı uygulaması (hatta çocuğa zorla 'adamlığı' öğretirken onu eşcinsel yapması (tartışılır bir nokta ama, filmde bunu vurgulayan bir ton olduğu yadsıyamayız)... vs
sonuçta bir de şu noktayı unutmamalıyız ki; o reytingi o kanı isteyen bir mekanizma var, hepimiz bir şekilde bu mekanizmanın kıyasından köşesinden de olsa ekmek yiyoruz, kimimiz direnerek, kimimiz iğdiş edilmiş ruhuyla farkında bile olmadan... (tıpkı o muhabirler gibi)
Ayrıca filmde farkında olarak ya da olmadan, iyi-kötü 'insan' tonlamasının -bireysel vurgunun- ön planda olması, olaya sadece ahlakçı bir bakış açısıyla bakmamıza neden olabilir. (Ancak hepsi öyle değil filmin tabi ki: filmde o televizyoncu liseli kızın kendini satmak zorunda kalması buna iyi bir örnek..)
Olaya bir de şu açıdan da bakabiliriz örneğin ,hadi o muhabirleri demeyelim ama 17 yaşındaki çocuklar kirlenmenin ne kadarından sorumlu? Eğer kasıtlı ya da kasıtsız sistem sorgulaması değinilmesi -tabi bireyin de rolü yadsınmadan- işte bu yüzden de gereklidir.
3)Filmde bir ilginç nokta; medyanın acımasızca kana susamışlığını gözümüze soka soka göstermesi açısındandır. Olayları çeken iki muhabir de, belki birazcık abartılı jest ve mimikleriyle olay boyunca olayın bizzat kendini hiçbir şekilde umursamadıklarını fazlasıyla belli etmişlerdir.
Muhabirlerin böyle acımasız oluşlarını filmde kendilerine bağlanıyor. ( Hocanın, muhabire 'sen küçükken de arkadaşlarını ispinyolanlamIşsındır, senin gibileri elde edemeyecekleri birşey yok' demesi)
Aslına bakılırsa bireysel vurgu filmin bütününe yansıyor.İtiraflarda ortaya çıkan deli tavırlı annenin çocuğunu dolaba kapatması, nedeni belirsiz bi şekilde takıntılı bir babanın çocuğuna baskı uygulaması (hatta çocuğa zorla 'adamlığı' öğretirken onu eşcinsel yapması (tartışılır bir nokta ama, filmde bunu vurgulayan bir ton olduğu yadsıyamayız)... vs
sonuçta bir de şu noktayı unutmamalıyız ki; o reytingi o kanı isteyen bir mekanizma var, hepimiz bir şekilde bu mekanizmanın kıyasından köşesinden de olsa ekmek yiyoruz, kimimiz direnerek, kimimiz iğdiş edilmiş ruhuyla farkında bile olmadan... (tıpkı o muhabirler gibi)
Ayrıca filmde farkında olarak ya da olmadan, iyi-kötü 'insan' tonlamasının -bireysel vurgunun- ön planda olması, olaya sadece ahlakçı bir bakış açısıyla bakmamıza neden olabilir. (Ancak hepsi öyle değil filmin tabi ki: filmde o televizyoncu liseli kızın kendini satmak zorunda kalması buna iyi bir örnek..)
Olaya bir de şu açıdan da bakabiliriz örneğin ,hadi o muhabirleri demeyelim ama 17 yaşındaki çocuklar kirlenmenin ne kadarından sorumlu? Eğer kasıtlı ya da kasıtsız sistem sorgulaması değinilmesi -tabi bireyin de rolü yadsınmadan- işte bu yüzden de gereklidir.
baştaki not:*filmin sonunda onlara kazanan denemeyeceğini de anlıyoruz gerçi..filmi izlemeyenler için sakladım hihi çok ciddiye alıyorum yazdıklarımı çoook =)okuyucuya saygımdan..



0 yorum:
Yorum Gönder