17 Ağustos 2008 Pazar

MÜLTECİ-2007
Yönetmen:Reis çelik (hoşçakal yarın, inat hikayeleri, ışıklar sönmesin, nazım hikmet ziyaretçin var belgeseli)
Oyuncular: Halil ergün (ağa), Luk piyes (ağanın oğlu Şivan), Derya Durmaz (tercüman Elif)
Mülteci ; Halil Ergün, Luk Piyes (Pusat) gibi tanınan bir oyuncuları da barındırmasına rağmen Reis çelik'in bağımsız filmlere olan ilgisizliğe bir tepki olarak vizyondan ani bir kararla çekmesi nedeniyle pek duyulmamış bir film.
Konu:
Kars'ta, Kürt aşiretinin bulunduğu bölgedeki tarlalarda nedeni bilinmeyen bir yangın çıkar. Sabotajdan şüphelenilir. Koruculuk yapmadığı için ağanın oğlu Şivan'ın yaptığından şüphelenilir ve örgüt bağlantısından şüphelenilen Şivan, bir çok kez sorgudan geçer. Aslında Şivan'ın bu işle ilgisi yoktur. Sadece daha doğuştan kendisine verilen aidiyeti, acımasızca sorgudan geçen biri olmasına yetmiştir. Ağa Şivan'ın yurt dışına mülteci kampına göndermeye karar verir. Şivan, geride resim ustasını, kız arkadaşını kısacası hayatını bırakmak durumunda kalmıştır.
Filmden sonra..
Reis çelik , diğer filmlerinde de olduğunu okuduğum gibi, doğaçlamaları önemseyen bir yönetmen. Üstelik bu doğaçlamaları profesyonel oyuncularla değil bizzat filmin çekildiği bölgenin insanlarıyla yapmış. Filme dışardan bakınca, o bölgenin insanlarını işin içine dahil etmesi ,hepimizde az çok bulunan bir filmde görünme çocuksu arzusunu gerçekleştirmesi açısından güzel olsa da bazen filmi izlerken rahatsızlık yaratıyor. Bazen kameraya bakmamak için ya da repliğini aklında tutmak için özel çaba sarfettiği farkedilen amatör oyuncular filmden biraz yabancılaşmamıza neden olabiliyor. Pek kamerada anlamam ama ( anlayan arkadaşlarım beri gelsin ve cepten arasın) kamera istenmeyecek kadar gerçek gösteren bir kameraydı, sanki bunların oyun olduğunu anlayabiliyorduk. Halil Ergün ise o bildiğimiz 'baba' oyunculuğunu tekrar döktürürken sanki yüzünde bir tebessüm vardı, bir hoşgörü bu sebeplerle ..
Şivan'ın gerçekten 'gerilla'yla bir ilişkisi var mıydı? Bir Kürt mültecinin dediği gibi göründüğü kadar masum olamazdı Şivan.. Sonuçta, ağanın oğluydu. Ama Şivan film boyunca sessizdi, sakindi, içe dönük bir çocuktu. Sedece kız arkadaşının (amerikanvari ağızla kız arkadaşı yerine yari ya da yavuklusu desem o da yakışmıyacak) yanında güldüğünü görmüştük. Bu aralar birinin masum olduğunu kanıtlama sebepleri modasına mı uygun ('ona işkence ediliyordu ama o halbuki apolitikti, o yüzden bunları haketmiyordu') bilmem ama bu işlerle gerçkten de işi yok gibiydi. Çocuk gibiydi, çocuktu ya da.. (Karakterin yaşı ile ilgili bilgi alamyoruz!) Film boyunca onu tanıyan bir çok kişi gibi (tercüman Elif, diğer mülteciler, sokakta tanışıp ahbap olduğu adam..) siz de onun artık gülümsemesini, başını kaldırmasını, diğer mülteciler gibi konuşmasını sadece konuşmasını istiyordunuz. Luk Piyes' in bu role uyan masum çocuksu bir yüzü var.
3)Filmin en etkileyici sahnesi, Şivanın mülteci kampından ayrılıp (seyirciye tam da açıklanmayan bir şekilde) başka bir kentte geçtiğinde tesadüfen tanıştığı bir Türk'le gittiği barda , birden bire! kendini barda çalışırken bulmuşken, müşteriler tarafından sürekli taciz edilmesi ( yüzünün vücudunun, rujla boyanması, öpülmesi, üzerünin soyulması, şapka takılması..) ve alkol kokuları eşliğinde, kız arkadaşının suretinde şu anki yapayalnızlığının verildiği sahneydi. Öyle aman aman bir sahne değildi abartmayalım.! Luk Piyes duyguları çok iyi verebilen bir oyuncu değildi maalesef bu filmde.. Ama müşteriler tarafından sürekli rahatsız edilirken (tipik bir türk- kürt gibi, biz gibi, heyt len demesini beklerken, ses çıkarmayışı içinizi acıtıyordu. O heyt len'lerdeki asilik ne iyiymiş aslında karşındakine zarar vermedikçe.
4) Şivan mülteci kampına ilk gelişinde , 'Ben kürt,..türk'üm ' demişti aceleyle farkında bile olmadan. Filmde, Kürtlük yok sayılmaya çalışılan, hepimiz kardeşizle geçiştirilen bir durum değil. Hatta Şivan, Kürtçe konuşmayıp Türkçe konuşunca uyarıldı sosyal bilinçli bir Kürt tarafından. O yüzden 'biz' de (biz türrrkler manasında) altyazıyla izledik filmi birçok kereleri. Laz bir mültecinin dediği gibi 'afrükali kaldik onlar konişirken..'
5) Filmin en ilginç sahneleri mültecilerin iltica taleplerinin kabulü için çabaladıkları utadırıcı sahnelerdi. Biri kabul edilmesi için eşcinsel olduğunu söylemeye karar vermişti, Bizim açıkgöz Karadenizli (tipik kurnaz karadenizli tiplemesiydi resmen) aslen 'Kürd'di, terör ve baski görüyordi'. Geldiği bölgede sadece Laz'ların yaşadığının saptanmasna rağmen söyledi yalanları. En gerçek talepler bile, bir yalanla süslendirilmesi gerekiyordu, kimse 3. dünya ülkelerinden gelenlerin kara kaşına kara gözüne meraklı değildi sonuçta. Şivan sadece ne yaşadıysa söyledi, zaten film boyunca ne bu ülkeden , ne kalmak ister gibiydi.
6)Film, Şivan'ı 'Avrupalı' yapma çabalarıyla bitti. Önce bıyıklar gitti, saçlar kazıtıldı, yüzü boyandı, çünkü ' kızlar böyle adamaları seviyordu buralarda'. Ve Alman polisi onlar gibi olursan seni sepetleyip atmazdı. Nerde yaşıyorsan oranın insanına benzeyecektin kurulduğundan beri dünyanın düzeni böyleydi, böyleymiş gibiydi. Onlara benze, kurallara uy, hayatta kal. İnsan olmak tek başına yetmiyordu. Hatta gerekirse insanlığından çıkacaktın hayatta kalmak için..
Mültecilik:
BM
'nin tanımı ile, "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişi"dir.
Sığınma talebi geri çevrilen kimseler sığınmacı olarak nitelenemeyeceğinden, sığınmacı sıfatını kullanabilmek için kişi endişelerinde, korkularında haklı bulunmalıdır. (vikipedi'den)
Dünyada halen yaklaşk 30 milyon mülteci bulunmaktadır

0 yorum: